Dertliyiz sözü bugün yalnızca bir yakınma değil evin mutfağında durakta ve kira kontratında aynı tınıyla dolaşıyor çünkü gelir gider dengesi milyonlarca hanede her ay biraz daha bozuluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının 24. yılına girilirken Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasındaki gerilim sürerken asıl sahne yine evin içidir. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk İş) hesabına yaklaşan yoksulluk eşiği 4 kişilik aileyi her ay yeniden kalem kalem hesap yapmaya zorluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) duyuruları ile market etiketi arasındaki makas vatandaşın rakamlara güvenini inceltiyor.
Yazının ilerleyen bölümlerinde geçim sıkıntısının günlük hayata yansıması toplumsal moralin düşmesi ekonomik uçurumun büyümesi hukuk algısındaki aşınma ve atılabilecek somut adımlar ayrı ayrı ele alınacak. Böylece okuyucu hem evindeki hesabı hem ülkedeki tabloyu aynı çerçevede net biçimde görebilecek. Bu ağır tabloyu anlamak için önce evlerin içine bakmak gerekir.
Geçim Sıkıntısının Günlük Hayata Yansıması
Ayın ilk haftası market poşeti dolu görünürken son haftası aynı poşet yarıya iner ve evde herkes bu sessiz küçülmeyi fark eder hale gelir çünkü birçok aile artık sıkıntılıyız duygusunu yüksek sesle değil tezgah başında fısıldayarak yaşar. Kira sözleşmesi yenilenirken istenen artış çoğu maaşın üstüne çıkar ve taşınma kararı bile ayrı bir maliyet kalemi olur. Okul çantası defter ve servis ücreti eylülde birden şişer çocuğun yüzündeki heyecan ebeveynin alnındaki çizgiye dönüşür. Doğalgaz faturası kış yaklaşırken korku cümlesine döner yazın unutulan kalem kışın sofrayı büker. Sağlık harcaması randevu beklerken eczane fişiyle büyür ve kronik ilaç listesi bütçenin sabit gideri olur. Bu tablo tek bir evin kaderi değil aynı sokaktaki onlarca kapının ortak ritmidir.
Mutfakta yağ un et ve peynir gibi temel kalemler her alışverişte yeniden tartılırken evin büyüğü kendini dertliyiz cümlesinin içinde bulur ama bunu çocukların yanında tam söyleyemez. Öğle yemeği evden kap kaçakla çözülür dışarıda yemek bir lüks gibi kodlanır. Hafta sonu aile kahvaltısı önce seyrekleşir sonra tamamen kalkar yerine pratik ve ucuz bir tabak geçer. Küçük esnaf veresiye defterini yeniden açar çünkü nakit döngüsü bozulmuştur. Mahalle bakkalı eski müşterisini kaybetmemek için vadeyi uzatır ama kendi tedarikçisine aynı esnekliği gösteremez. Böylece sıkışma yalnızca tüketiciyi değil sokaktaki küçük ticareti de aynı anda ezer.
Kadınlar ev içi hesabın görünmeyen muhasebecisi olur ve birçok anne kendini geceleri kaygılıyız uykusuyla tanır çünkü yarınki liste bu gece kurulmak zorundadır. Çocukların ayakkabısı erken aşınır kıyafet devri uzar ve bu uzama utanç değil zorunluluk olarak anlatılır. Babalar fazla mesai peşine düşer ikinci iş arar ya da emekli olsa bile yeniden çalışmanın yollarını yoklar. Gençler evden ayrılma hayalini erteler evlilik planı tarih değil ihtimal olur. Evde konuşulan konular tatil değil fatura taksit ve kışlık yakacak listesine iner. Bu küçülen hayat evin içindeki neşeyi de aynı ölçüde kısar.
Sosyal yaşamın daralması evdeki gerilimi artırır çünkü insanlar bir araya gelince dert anlatır ama çözüm üretemez ve sohbet kısa sürede suskunluğa döner. Komşu ziyareti azalır ikramlıklar sadeleşir bayram bile eski cömertliğini kaybeder. Televizyon dizisi gerçek hayatın yanına düşünce kahkaha yerine tanıdık bir acı uyanır. Bu ev içi tablo bir sonraki başlıkta toplumsal morale nasıl yayıldığını daha net gösterecektir.
Toplumsal Moralin Düşmesi ve Kaçış Arayışları
Sokakta yüzler aynı kalsa da bakışlar kısaldı çünkü insanlar artık birbirine meraklı değil yorgun bakar ve bu yorgunluğun ortasında birçok kişi içten içe dertliyiz demenin bile yetmediğini düşünür. Paylaşılan şaka azalır alay artar çünkü alay kısa süreli bir nefes gibi gelir. Sosyal medyada öfke dalgası hızla büyür sonra aynı hızla dağılır geriye yine boşluk kalır. Gençler gelecek cümlesini kurarken önce duraksar sonra yarım bırakır. Yaşlılar eski günleri anlatırken sesleri incelir çünkü dinleyen de aynı yükün altındadır. Toplumun ortak dili umut değil idare olur.
Kaçış arayışı herkeste aynı biçimde belirmez kimisi ucuz eğlenceye kimisi uzun uykuya kimisi de rastgele bir sohbete sığınır ve bu arayışın içinde insanlar zaman zaman bunalımlıyız halini alışkanlığa çevirir. Alkollü içecek burada hem deyim hem gerçeklik olarak devreye girer çünkü dert anlatılacak yer daralınca bardak kolay bir muhatap gibi durur. Bu tercih bir ahlak dersi konusu değil bir sosyal belirti olarak okunmalıdır. Ucuz içkinin satışı kriz dönemlerinde artarken kaliteli gıda harcaması aynı anda düşer ve bu çarpık denge halk sağlığı açısından sessiz bir maliyet üretir. Aile içinde bu tablo önce gizlenir sonra tartışılır en sonunda kanıksanır. Kanıksama ise asıl tehlikedir çünkü sorun görünmez hale gelir.
Uzmanlar kriz dönemlerinde anomi dediği o bağ kopuşunun hızlandığını belirtir ve bu kopuşun ortasında toplumun bir kesimi yüksek sesle dertliyiz derken diğer kesimi aynı cümleyi yutkunarak geçiştirir. İşyerinde verim düşer çünkü zihin evdeki hesaba takılır. Okulda çocukların dikkat süresi kısalır evdeki gerginlik sınıfa sızar. Mahalle güvenlik hissi incelir çünkü herkes kendi kapısını düşünür ortak alanı unutur. Gönüllü dayanışma zaman zaman parlar ama kalıcı bir düzene dönüşmez. Böylece moral düşüşü tek tek bireylerden kolektif bir havaya yayılır.
Bu havanın içinde insanlar kendilerini sıkça tasalıyız diye tarif eder ancak bu tarif çoğu zaman çözüm cümlesine bağlanmaz. Siyasi tartışma sofrada büyür sonra yorgunlukla kapanır. Seçim vaadi dinlenir ama inanma eşiği yükselmiştir. Gazete köşesi televizyon yorumu ve sokak sohbeti aynı döngüde döner. Kimse tam teselli bulamaz çünkü teselli edecek somut bir iyileşme görünmez. Bu kısır döngü bir süre sonra öfkeyi de yorar geriye içe kapanma bırakır.
İçe kapanma evde sessizliği artırır ve birçok hanede kişiler birbirine kederliyiz bakışlarıyla oturur halde günü bitirir. Gülmek suçluluk gibi gelir harcamak savurganlık gibi kodlanır. Düğün sadeleşir sünnet ertelenir tatil cümlesi şakaya döner. Bu sadeleşme erdem olarak anlatılsa da altında zorunluluk yatar. Zorunluluğun uzun sürmesi karakteri değil umudu aşındırır. Umut aşınınca toplumun tamir gücü de zayıflar.
Ekonomik Tabloda Derinleşen Uçurum
Paranın alım gücü yıllar içinde hızla inceldiği için aynı maaşla kurulan ev bugün başka bir evdir ve bu farkı her ay hissedenler arasında dertliyiz hali artık istisna değil çoğunluğun ortak paydası olmuştur. 2002 yılında 2 lira civarında olan avro yıllar sonra 50 liranın üzerine çıkmış liradaki bu erime etiketleri sürekli yenilemiştir. 4 kişilik aile için açıklanan yoksulluk sınırı 97 bin 159 lira açlık sınırı 29 bin 828 lira düzeyine yaklaşan hesaplar halkın yaklaşık yüzde 80 ini yani 68 milyon 800 bin kişiyi dar bir koridora sıkıştırmıştır. Tepedeki yüzde 20 lik dilim yani 17 milyon 200 bin kişi aynı sıkışmayı hissetmez. Bu makas yalnızca gelir adaletsizliği değil yaşam tarzı kopukluğu da üretir. Kopukluk büyüdükçe ortak dil kaybolur.
Asgari ücret ve en düşük emekli aylığı açlık sınırının çevresinde dolandığı için evin temel kalemleri her zam artışıyla yeniden dizilir ve bu dizilişin içinde insanlar bir kez daha dertliyiz hesabını masaya yayar. Zam gelir ama etiket zamdan hızlı yürür. Kira enflasyonun üstünde seyreder ulaşım ve eğitim aynı anda şişer. Küçük işletme ciro kaybını fiyata yansıtınca müşteri kaçar yansıtmayınca kendi batar. Tarladan markete uzanan zincirde her halka kendi payını korumaya çalışır en sonda tüketicinin poşeti incelir. Bu zincir kırılmadan evdeki tablo düzelmez.
Köprü işletme haklarının 30 yıl gibi uzun sürelere devri tartışması halkta yeni bir güvensizlik dalgası yaratır çünkü insanlar kamu malının gelirinin nereye gittiğini sorar ve bu sorunun gölgesinde kendilerini yeniden üzüntülüyüz hisseder. Yılda 600 milyon doları bulan köprü gelirinin el değiştirmesi tapunun devlette kalmasıyla açıklansa da işletmeyi alan taraf 30 yıl boyunca geçiş ücretini belirleme gücünü elinde tutar. Daha önce yapılan özelleştirmelerden 63.4 milyar dolarlık bir birikim konuşulurken 3.5 trilyon dolarlık vergi hasılatının izi halkın dilinde kaybolur. Kaybolan iz güveni de götürür. Güven gidince her yeni proje şüpheyle karşılanır.
Ücret fiyat makası kapanmadıkça evdeki fedakârlık milli bir erdem gibi anlatılsa da bu anlatı uzun süre taşıyıcı olamaz çünkü insan bedeni ve bütçesi sonsuza dek sıkışmaz. İktisatçılar gerçek ücretin tutulması gerektiğini vurgular. Gıda enflasyonunun genel enflasyonun üstünde seyretmesi yoksulu daha çok vurur. Bu vuruş önce protein sonra süt ürünü sonra taze sebzeyi menüden çıkarır. Beslenme bozulunca sağlık faturası ileride daha da şişer. Bugünün kısır döngüsü yarının kamu yükünü büyütür.
Hukuk Algısındaki Aşınma ve Güven Kaybı
Günlük hayatın sıkışması yalnızca cüzdanı değil adalet duygusunu da zedeler çünkü insanlar yükün adil dağılmadığına inandıkça içlerinde dertliyiz cümlesi hukuki bir serzenişe dönüşür. Yargıya güven endekslerinde gerilerde durmak vatandaşın davasına olan inancını düşürür. Belediye başkanlarına ve muhalefet milletvekillerine dönük soruşturma dalgası siyaseti gererken sokağı da gerer. Dokunulmazlık tartışması Meclis koridorundan ev sohbetine iner. Eleştirinin risk sayılması sözü kısar. Söz kısılınca dert evin içinde birikir.
Aynı dönemde insanlar bir yanda kaynak yok denilen emekli zammını diğer yanda büyük borç silinmelerini yan yana koyunca yeniden dertliyiz hesabı yapar ve bu hesap öfkeyi büyütür. 70 milyar liralık şirket borcunun bir kalemde silinmesi gibi haberler halkta çifte standart algısını besler. Algı bir kez yerleşince her yeni düzenleme aynı süzgeçten geçer. Süzgeç daraldıkça ikna etmek zorlaşır. Zorlaşan ikna toplumsal gerilimi yükseltir. Gerilim yükselince ortak akıl devreye giremez.
İç cepheyi güçlendirme çağrıları çevre ülkelerdeki savaş ve kaos ortamında haklı bir ihtiyaç gibi dursa da evinde kira düşünen vatandaş bu çağrıyı somut adalet görmeden benimsemez ve kendini yine elemliyiz bir bekleyişte bulur. Birlik söylemi ancak eşit yük ve görünür hesapla tutar. Hesap görünmeyince slogan havada kalır. Havada kalan slogan güven onarmaz. Güven onarılmayınca kriz yönetimi de aksar. Aksayan yönetim yeni dert üretir.
Seçilmiş yerel yöneticilerin tutuksuz yargılanması talebi muhalefetin temel cümlelerinden biri haline gelir çünkü seçmenin iradesi zedelenince sandık da zedelenir. Sandığın zedelenmesi ileride daha büyük bir temsil krizine kapı aralar. Temsil krizi büyürse sokaktaki öfke kurumsallaşır. Kurumsallaşan öfke diyalogu değil kamplaşmayı büyütür. Kamplaşma ise zaten dar olan toplumsal enerjiyi daha da böler.
Bu bölünmüş enerji içinde küçük işletmeci işçisi emeklisi ve öğrencisi ayrı ayrı yük taşır ama aynı nefesi paylaşır. Paylaşılan nefes ortak bir çözüm zeminine dönüşmezse yorgunluk kronikleşir. Kronik yorgunluk üretimi de tüketimi de kısar. Kısan çark vergi tabanını da daraltır. Daralan taban kamu hizmetini zorlaştırır. Zorlaşan hizmet yeniden şikâyet üretir.
Sonuçta hukuk algısı onarılmadan ekonomik paketlerin kalıcı etki yapması güçleşir çünkü insan yarının kurallarının bugün değişmeyeceğine inanmak ister. İnanç olmayınca yatırım ertelenir tasarruf evde saklanır. Saklanan tasarruf üretime dönmez. Dönmeyen para istihdam yaratmaz. Yaratılmayan istihdam evdeki dert listesini uzatır.
Çıkış İçin Atılabilecek Somut Adımlar
Çıkış tek bir hamlede gelmez önce hanenin kendi defteri sonra kamunun öncelik listesi düzelmelidir ve bu iki düzeltme aynı anda yürümezse sokaktaki dertliyiz hali yalnızca yeni bir mevsime taşınır. Evde gereksiz abonelikler gözden geçirilmeli ortak alışveriş ve dayanışma kasası gibi küçük ama düzenli çözümler kurulmalıdır. Mahalle ölçeğinde gıda kooperatifi ve okul destek ağı yükü paylaşır. İşveren yanında verim kaybını cezalandırmak yerine vardiya esnekliği ve yol yemek desteğiyle çalışanı ayakta tutabilir. Yerel yönetimler sosyal market ve sıcak yemek noktalarını geçici değil sürekli hale getirmelidir. Bu mikro adımlar makro tabloyu tek başına çevirmez ama evdeki nefesi uzatır.
Kamuda ise gerçek ücretin enflasyonun altında ezilmemesi ilk şarttır çünkü ezilen ücret ertesi yıl daha büyük bir yoksulluk faturası çıkarır. Gıda ve kira ağırlıklı bir yoksulluk sepeti üzerinden politika kurulmalıdır. Vergide dolaylı yüklerin düşürülmesi dar gelirliyi doğrudan rahatlatır. Kamu ihalelerinde şeffaf yayın ve borç silme işlemlerinin gerekçeli anlatımı güveni kısmen onarır. Eğitim ve sağlıkta randevu çilesinin kısılması hanenin görünmeyen maliyetini düşürür. Bu başlıklar slogan değil takvimli iş planı ister.
Toplum sağlığı açısından krizle birlikte artan kaçış davranışları görmezden gelinmemeli çünkü ucuz teselli yarın daha pahalı bir tedavi faturasına döner. Aile hekimliği ve belediye danışma hatları borç stresi ve madde kullanımı konusunda erken uyarı verebilir. Okullarda beslenme desteği yalnızca kalori değil protein dengesini gözetmelidir. Medya ise yalnızca öfkeyi büyütmek yerine ev ekonomisi ve hak arama yollarını sade dille anlatmalıdır. Anlatı sadeleşirse vatandaş kendini yalnız hissetmez. Yalnızlık azalırsa moral onarılır.
Uzun vadede üretim ve istihdam olmadan dağıtım tartışması eksik kalır. Tarımda lojistik kaybın düşürülmesi market fiyatını evde hissedilir biçimde gevşetir. Küçük sanayide enerji ve finansmana erişim istihdamı tutar. Gençlerin evden çıkabilmesi için kira ve barınma politikası ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. Emeklilik sisteminin taban aylığı açlık sınırının altında bırakılmamalıdır. Bu beş kalem birlikte yürürse evdeki hesap nefes alır.
Nefes alan ev toplumun sesini de yumuşatır. Yumuşayan ses tartışmayı kavga olmaktan çıkarır. Kavgasız tartışma ise politika yapmayı mümkün kılar. Mümkün olan politika güveni evirebilir. Evrilen güven yatırımı çağırır. Çağrılan yatırım istihdamı büyütür.
Bütün bu adımlar bir gecede mucize vaat etmez ama mucize bekleyen evlerin ihtiyacı mucize değil öngörülebilir bir yarındır. Öngörülebilir yarın evdeki listenin kısalmasıyla başlar. Listenin kısalması çocuğun çantasına defterin düzenli girmesiyle görünür. Görünen küçük iyileşme büyük söylemin yerini tutar. Yerini tutan şey umudu yeniden işe yarar hale getirir. İşe yarar umut ise bu ülkenin en kıt ve en değerli hammaddesidir.
